25 Ekim 2009 Pazar

ekim ayının güzel olması(şahsiboyutta)

bu aralar izlediğim iki filmide beğenmem bence mucizevi bir şey.500 days of summer ve up'a gittim.öncelikle uyarayım ben bir filmi anlatıyorsam herşeyini anlatırım,o yüzden gidicek olanlar okumasın,soundtrack kısmını okuyabilirsiniz ama:)
500 days of summer türevleri eternal sunshine of spotless mind ve once gibi filmlere benzetilse de(duygu olarak benziyor belki de)bence farklıydı.ben çok beğendim.bir filmi beğenmem için beni iyi hissetirmesi lazım,bu film boyunca devamlı gülümsedim.o kadar samimi geldi ki.şimdi konuya geçelim;
afişinde de dediği gibi bu bir aşk hikayesi değil,"aşk" hakkında bir hikaye.esas oğlanımız aşka inanmaktadır,mucize bekleyen o bildiğimiz looserlardan,esas kızımız ise "summer etkisi"olan bulunduğu her ortamda insanları etkileyebilmiş hercai bir kız,aşka inanmıyor.oğlan kızı görür,aşık olur,kız olmaz.biz baştan alıyoruz mesajı ama oğlumuz alamıyor,"bişeylerin" değişebileceğini düşünüyor.filmin patlama sahnelerinden birinde tom haykırıyor"hep bu filmler ve pop şarkıları yüzünden!"evet başlangıç böyle(allahımhepmiböyleolur?)şu an dinlemekte olduğunuz şarkıyla başlıyorlar.iş yerinde kızı etkilemek için "the smiths"çalması,inanın çok sevimliydi:)filmin bir ileri geri anlatımı var,bir ilişkide zamanla değişen herşeyi görüyoruz.önce mutluluk veren şeylerin sonradan nasıl bir nefret unsuru olduğunu her zaman bir tarafın daha kırıcı olduğu,hepimizin yaşadığı şeyler işte.evet çok sıradan ama bu kadar basit duyguları o kadar içten ve sihirli anlatmışlar ki filmi izlerken biraz da pushing daisies geldi aklıma.ya ben çok sevdim,bağrıma basıcam az sonra.
hele bir expactation vs. reality sahnesi var ki,kahroldum.filmin sonuna doğru kızdan nefret ediyoruz zaten,evil bitch!izlediğim en hüzünlü sahnelerden biriydi.bi saniye mendil ühühühüühühüh.
sonra bir ikea sahnesi var.tom ve summerın mağazada dolaşırken ki diyalogları çok şeker bir sahneydi,muhteşemdi.
ben iki filmde de ortak bir şey buldum.geride bırakmak,bırakabilmek.final sahnesinde bir sonraki kadının adı "autumn" olması da pek bir şahaneydi!sevdim çooook sevdim,soundtrackını dinliyorum devamlı buyrun şöyledir liste;

1. a story of boy meets girl- [500] days of summer
2. us - regina spektor **
3. there is a light that never goes out - the smiths *****
4. bad kids - the black lips **
5. please, please, please, let me get what i want - the smiths *****
6. there goes the fear - doves *****
7. you make my dreams - hall & oates (dans sahnesinde çalan şarkı,süperdi!)*****
8. sweet disposition - the temper trap *****
9. quelqu'un m'a dit - carla bruni (carla bruni ye olan gıcıklığıma rağmen,fransızcanın gözünü seviyim,tabi ki güzel)*****
10. mushaboom - feist (bildiğimiz feist:))*****
11. hero - regina spektor (expactation vs. reality sahnesinde çalan şarkı,hala böhüv)*****
12. bookends - simon and garfunkel *
13. vagabond - wolfmother (kahramanızım yıkılmadım ayaktayım sahnesine cuk oturan şarkı)*****
14. she's got you high - mumm-ra *****
15. here comes your man - meaghan smith (az önce temizlik yaparken söylediğim şarkı)*****
16. please, please, please, let me get what i want (album version) - she & him (zooey in coverladığı versiyon)***
5 yıldızlı olanları bilhassa dinlemenizi istiyorum.ayrıca zooey deschanel ın aynı zamanda müzisyen olduğunu bilmemem bence çok ayıptı,halbuki çok severim.ikinci ayıbım ise the smiths ı dinlerken ya ne kadar morrisey tarzı bu allah allah diye sayıklamam,cık cık.

salondaki çocuk fazlalığı beni tedirgin etse de aslında hiçte çocuk filmi çıkmadı biliyormusunuz?ağladım çünkü.bu nasıl bir duygusallık ya.önce erol günaydının filmin hakkındaki röportajını izlemiştim,güzel şeyler söyledi bende hissettim valla çocuk mocuk katlancaz dedim yani.
bence pixarın en birinci filmi bu oldu artık.o kadar güzel yani.konusu ise şöyle;
yaşlı bir amcamız var hayatının aşkını 4-5 yaşlarında tanıyabilecek kadar şanslı bir adam.filmin başındaki sahneler o kadar duygusaldı ki vay be dedim hakketen.evleri,hayalleri her şeyleri mükemmel.filmin ilk 10 dakikası bu sevimli çifte ait,sonra kadın ölüyor.ikisinin hayalide adını hatırlayamadığım bir şelalenin yanına evlerini taşımak:)adam da bir şekilde bulunduğu yerden taşınmak zorunda kalıyor,birinin kafasını yardı mesela:)kahramanımızın baloncu olduğunu söylemiş miydim?işinden kalan tüm balonları şişirip evini uçuruyor!şahane değil mi bu arada russel karakterimiz var izci çocuk pek şekerdi.sonra maceralar falan,köpekler vardı "sincap" diyen:D
geride bırakmak demiştim ya,sonunda şelalenin yanına taşıdığı evde çocukluklarından beri sakladıkları macera defterini görüyor,ilerde yaşayacağım maceralar diye kadın kendi hayatlarından kareleri yapıştırmış ve sonunda teşekkür ediyor adama ve kendi hayatını yaşa artık diyor.adamda evdeki herşeyi boşaltıp bırakıyor herşeyi geride.şahaneydi ya,soundtrackıda bir o kadar basit ama gene güzeldi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.